Artezyen Suları Soğuk Mudur? Bir Anı, Bir Sorun, Bir Soru
Kayseri’nin soğuk akşamlarında, ilk defa 25 yaşında bir insan olarak hissettim ki, hayat aslında bir yığın sorudan ibaret. Bazen küçük, bazen büyük. Her biri, içinde biraz şaşkınlık, biraz hayal kırıklığı barındırıyor. İşte, o anlardan biriyle başlayayım. Benim gibi günlük tutan biri için, anlatılması gereken pek çok anı var ama şu “artezyen suları soğuk mudur?” sorusu, hala zihnimde yankılanıyor.
Bir Gün Başlayan Sorunun Peşinden
Güneşin ilk ışıkları o sabah Kayseri’nin gri sokaklarını ısıtmak için hiçbir şey yapmıyordu. Gerçekten, hiçbir şey. Bütün gün boyunca kara bulutlar, şehrin üzerinden kalkmamıştı. Neredeyse hiç güneş yoktu. Kayseri’nin kışına alıştım, ama bu kadarını beklemiyordum. Üzerimdeki karanlık, içimi de sarmaya başlamıştı. Hava ne kadar soğuk olursa olsun, içimdeki bu sıcağı bir türlü bulamıyordum.
Bir yandan, hayatın sorularla ne kadar dolu olduğunu düşünüyordum. İnsanın hayata dair merakları, yavaşça hayatın kendisine dönüşüyor. Ama o gün, bana bir şey daha öğretmişti: Soru sormak bazen ne kadar belirsiz bir yolculuk olabilir.
İçimden bir şey, beni yıllardır girmediğim o eski köy evine gitmeye itti. O ev, hem geçmişimi hem de bir dönemin tüm sırrını içinde taşıyordu. Çocukluğumda orada saatler geçirmiş, neredeyse her taşına dokunmuş biriydim. Ve oraya gittiğimde, artezyen suyunun kaynağını hatırladım.
Bir Gömlek, Bir Şişe Su
Beni o eski eve götüren şey sadece bir çocukluk hatırası değildi. Aynı zamanda içinde bazı soruları, unutulmuş duyguları da barındırıyordu. Yavaşça içeri adım attım. Bir zamanlar her gün koşarak gittiğim o küçük bahçede, her şeyin ne kadar değiştiğini fark ettim. Ama su, su hiçbir zaman değişmemişti. Artezyen kuyusunun kenarına kadar gittim. Burada hayatımda hiç bu kadar donmuş hissetmemiştim. Ama bir şey vardı. Bir şey bana, suyun gerçekten ne kadar soğuk olduğunu hatırlattı.
Küçük bir şişe aldım. O kadar soğuktu ki, ellerim titriyordu. Her damlası, içimi sarmaya başlamıştı. Ama buna rağmen, suyun soğukluğu, aradığım ısının yerine geçmedi. Sadece daha fazla bir boşluk bırakıyordu.
Kayseri’nin artezyen suları gerçekten soğuk muydu? Evet, ama aslında suyun soğukluğu kadar, içindeki duygular da beni sarhoş etmişti. O an, sorunun cevabını almak, kaybolan geçmişi bir şekilde yeniden bulmaktan daha önemli hale geldi.
Geçmişle Bugün Arasında Bir Hıçkırık
İçimde bir boşluk vardı, sanki yıllarca aradığım bir cevabı bulamamıştım. Ama o suyun tadı, geçmişin içinde kaybolmuş bir hatıra gibi dilimde kaldı. Geçmişin ve bugünün arasındaki o ince çizgi, bana bir anı gibi soğuk geldi. Ama sormadan, bu cevabın bana nasıl ulaşacağını düşünmeden yürüyemezdim. Yani, o artezyen sularının soğukluğu, yalnızca fiziksel bir şey değildi. Onlar, geçmişi kucaklayan, her adımda bir hıçkırık gibi büyüyen bir boşluğu temsil ediyordu.
Duygularım arasında gidip gelirken, bir yandan da geleceğe dair umutlarım vardı. O suyun soğukluğu, beni hayatta olmanın sıcaklığını hissettirecek kadar derindi. Gerçekten soğuk muydu? Belki, ama belki de içindeki soğukluk, daha fazlasını aramamı sağladı.
Bir Soru ve Bir Yorum
O gün, cevapsız kalan bir soru bana şunu öğretti: Bazen sormak, duygularımızın bir uzantısıdır. Sadece “artezyen suları soğuk mudur?” diye sormakla kalmadım. Kendime şunu sordum: İçimdeki bu boşluğu nasıl doldurabilirim? Soğuk su, sıcaklık yerine bana sadece eski bir hatıra verdi. Ama belki de olması gereken bu kadar basitti.
Bunun sonunda, suyun soğukluğu bir şeyin simgesi gibi durdu. Ama hiçbir soru, bir anı ve o anı oluşturan duyguları aşamazdı. Kim bilir, belki de artezyen sularının soğukluğu, geçmişin soğukluğuydu. Ve ben, bir şekilde, o soğukta kaybolmaya karar vermiştim.